İnsan kendisini keşif mi eder yoksa kendini yaratır mı?

Benlik, keşfedilmeyi bekleyen bir hakikat mıdır, hiçbir zaman tamamlanamayan bir eser mi?

“Kendini bulman lazım.” ve türevinde bir söz muhakkak duymuşsunuzdur veya kendinize sormuşsunuzdur. Sanki benliğimiz, zihnimizin şimdilik ulaşamadığımız bir yerinde saklıdır da yeterince sorgulayıp düşünürsek o hakikate erişecekmişiz gibi olduğuna inanmak isteriz.


Peki ya keşfedilecek bir kendilik yoksa? Ya benlik dediğimiz kavram aslında yüklediğimiz, yüklenen anlamlarla değişiyorsa ve esasında içimizde önceden var olan bir bütün değilse?


Hatta kendimizi bulduğumuz, gördüğümüz anlar sadece yeniden yaratımsa?


I. Başkalarından ödünç alınan benlik.


Bir insanı kendisi yapan özelliklerin ne kadarı kendisidir?


Konuşma biçimimizi bizi büyütenlerden, davranışlarımızı hislerimiz ve düşüncelerimizden alırız fakat bunların dahi ne kadar özgün olduğu tartışılır.


Peki ya taklitlerden mi ibaretiz?


Aslında bu bence biraz çelişkidir. İnsanın kendiliği has ve özdür derler fakat benim gözümde bu imkansızdır. Çünkü her şeyimiz esasında bağımlıdır.


Ama belki de özgünlük, hiçbir şeyden etkilenmemek değil de etkilendiğimiz şeylerle kurduğumuz ilişkiden doğuyordur. Ve belki de insanın kendisinde keşfettiği ilk şeyler kökenini başkalarından bulduğu özelliklerdir. Yine de bu aidiyetinin bizde olmadığı anlamına gelmemeli.


II. Keşfedilecek bir öz.


Felsefede birçok fikir vardır.


Sartre’in yorumuna göre yaptıklarımız ve seçimlerimiz aracılığı ile tanımlanırız. İlk bakışta ne kadar da özgürleştirici bir düşünce öyle değil mi? Ancak neden inanmadığımız eski düşüncelerimiz, davranışlarımızda gizli bile olsa ortaya çıkar?


Tamam peki diyelim ki insan kendisini sınırsız bir özgürlükte yaratmaz. Hatta belki de insanın özgürlüğü, geçmişinin hiç yaşanmamış olması değil de zamanın bütün kalıplarının tek başına belirlemek zorunda olmamasıdır.


III. Hafızamız yoksa biz kimiz?


Hatırlamamak onu yaşanmamış kılmaz.


John Locke’un kişisel kimlik üzerine düşünceleri bilinç ve deneyimlerimizi kendimize ait olarak hatırlama arasında merkeze alır.


Benim fikrimce hafıza kimliğin tek bir belirleyicisi değildir. Hatırlayamadığımız kökenden gelen korkularımız vardır çünkü. Unutmak, etkisiz yapmaz.


Böylece, bir sonuç geliyor aklıma; benliğimizi açıklamak için geçmişe başvururuz fakat her seferinde bugünden bakarız.


Kendimizi keşfettiğimiz her an yeniden kuruyor olabiliriz ve öyleyse eğer, insan geçmişinin hem ürünü hem de yorumcusu mudur?


IV. Kırık ayna karşısında.


Kırık bir aynanın karşısında kendinize baktığınızı düşünün. Parçaları mı birleştireceksin yeni bir parça mı alacaksın?


Parçaları birleştirmek benlik parçalarını tanımak ve aralarındaki ilişkiyi anlamaya çalışmak olabilir, yeni parça almak ise var olan düzenin dışında kendimizi yeni bir biçimde tanımlama arzumuzu temsil edebilir.


Fakat karşıtlıkla mı karşı karşıyayız?


Aynaların parçalarını birleştirmek onu aynı ayna yapmaz tabii ki, ancak görünüşünün değişmiş, farklı, olması onu o olmaktan alıkoyar mı?


Bence kendilik keşfi ve yaratımı karşıt değil. Keşif hangi parçalardan oluştuğumuzu, yaratım ise bu parçalarla nasıl bir bütün kuracağımızı belirleme çabasıdır.


Yine de benlik iradeden oluşmaz. İnsan, değişir. Bu insanlık halidir. Kimi zaman isteyerek kimi zaman zorunda kalarak ve kimi zaman farkında olmayarak…


Ve belki de kendimizi yaratmak boş bir tuvale çizim değil de defalarca yazılmış bir metnin üzerinde çalışmaktır.


Bazı şeyler bize ait değil, bazılarını da silmek mümkün değil ve bazılarını ise sonradan anlıyoruz.


V. Kendine giden kapı.


Kapı sensin, bunu unutma. Çünkü kapı bilinmeyene açılan bir geçit, geçip geçmeyeceğimize karar verebileceğimiz eşiktir.


Kapının ardında ne bulunduğunu merak ederiz ve o eşikten geçtikten sonra ne yapacağımıza karar vermek gerekir.


Yine de kapıyı açmak, ardını görmek değişmez bir hakikati bulacağımız anlamına kesinlikle gelmez. Hatta bazen karşımızda yalnızca yeni sorular buluruz.


İnsan kendisini tanıdıkça, tanımlamak zorunda değildir. Aksine çelişkilerdir. Bu nedenle “kesin ve son” bir benlik tanımına ulaşacağımızdan emin değilim.


Böyle bir tanıma ihtiyacımız var mı? Bundan da emin değilim.


Kendinizi bütünüyle tanıdığınızı düşündüğünüz her an yalnızca gelecekteki kendiliğinizin ihtimallerini sınırlandırıyor olabilir.


Sonuç: Kendilik öğrenilir mi?


Baştaki soruya dönersek, insan kendisini tanıdıkça değişir ve değiştikçe henüz tanımadıklarını inşa eder.


Bir insanın bugünkü benliğinin geçmişin izlerinin varlığı gelecekte de aynı olmak zorunda olduğu anlamına gelmez.


Hatta ve hatta bence benlik “kendilik” içimizde saklanan kusursuz ve değişmez insanı ortaya çıkartmak değil de hangilerinin bize nasıl geçtiğini anlayıp sürdürmek istediğimize karar verebilmek ve bu kararların zamanla değişebileceğini kabul etmektir.


Kendimizi bütünüyle de yaratamayız çünkü bizi oluşturan her şey kendi seçimi değildir.


Fakat her zaman düşündüğüm tek şey şudur: Her şeyin anahtarı kendini bulmak değil her yıkımda yeniden ortaya çıkarabilmektir.


Yazarken yanlış yazdığım bir kelime vs varsa affola, bulabildiklerimi düzeltsem de insanız hata yapabiliriz diye düşünüyorum.


Sevgilerle, Nera.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

#1